Günümüz çocukları yaşamı dijital ortamlarda keşfeder durumda. Biz Y ve önceki kuşak temsilcileri mevcut durumu yeterince ciddiye almamakta, kendimizin dahi geliştirdiği dijital bağımlılıklardan yola çıkarak bu duruma basit anlamlar yüklemekte ve tehlikenin yeteri düzeyde bilincini geliştirememekteyiz. Yalnızca uzman görüşleri çerçevesinde ve olabildiğince önlemler geliştirsek de, yaşamadan bilemiyor, tehlikenin boyutlarından eksik farkındalık düzeyleriyle sıyrılıyoruz.
Esasen dikkatimizi arttıracak en öneli husus, beyin gelişimine yönelik nörolojik bulguları anladığımızda ortaya çıkabilmektedir. Bu bulgulara göre beyin 29 yaşına kadar gelişimini sürdürmektedir. Bazı dönemlerde bu gelişim yavaşlamakta, durmakta ve özellikle ergenlik döneminde hızlı ve önlenemez bir artış seyrine kavuşmaktadır. Günümüz ebeveyni beynin fizyolojik gelişimini tamamlamış durumda. Oysa 5-6 yaş çağında duran ve 9-10 yaşından sonra tekrar gelişmeye başlayan beyin fizyolojisi, bu atağa geçişte ergenlik döneminin yaşanmasına vesile olmaktadır. Gelişimin durduğu dönemde ekilenler, atak döneminde (yani ergenlik döneminde) biçilen bir kişisel ve zihinsel gelişimi sunmaktadır.
Dijitale ket vurmak ve engellemeler üzerine bireysel çabalar yeterli mi? Asla. Nitekim çocukları evde engellesek de, akran örnekleri sayesinde istediğimiz sonuçlara ulaşamıyoruz. Ayrıca yasakların, beynin algılayış biçimi gereği, aşıldığı durumlar bir ödül etkisi yarattığından, daha keyifli unsurlar taşıdığını inkar edemeyiz. Kaldı ki cezalar da bir sonuç elde etmemize imkan vermemektedir. Bunun yerine ödülden mahrum bırakma gibi seçeneklere yönelmemize, çocukların iyiliği için gereğini yerine getirme prensiplerimizi, karşılıklı bir anlaşmaya dayandırmamıza ulaşan süreçlerle verimi arttırma arayışındayız.
Aslında dijitalde çocuklara keyif veren en önemli unsur, yalnızlığı ötelemek olabilir mi? Çünkü çocuklar doğaları gereği oyuncudur. Aslında bu bütün canlıların dürtüsel sonucudur ve etkinlikle, birliktelikle keyif alan yapılar sunmaktadır çocukluk dönemi. Bu durumda, çocukları dijitalden uzaklaştırmanın en iyi ve doğru etkileşimsel yolu, onları birarada hareket edebilecekleri aktivitelere yönlendirmek değil midir? Nitekim nörolojik bulgular da, insan zekasını geliştiren en önemli hususun beyinde bulunan nöron (sinir hücreleri) sayısıyla paralel olmadığını göstermektedir. Çünkü bir insan 80-100 milyar arası nörona sahipken, Afrika filinin nöron sayısı 250 milyarın üzerindedir; ancak insan en zeki canlı konumundadır. Esas zeki olmayı sayğlayan şey, nöronlar arasındaki kimyasal ve elektriksel aktivitenin sıklığına dayanmaktadır. İşte insan bunu deneyim ve keşifle gerçekleştirmekte, grup şeklinde hareket ettiğinde ise daha çok unsur üzerinde bir etkileşim gerçekleştiren beyin senkronizasyonunu başlatmaktadır.
Yine bu doğal aktivasyon içerisindeki en mükemmel ortam da, doğanın kendisi değil midir? Şehirleşme sonrasında gelişen teknoloji, her geçen gün elektromanyetik rezonansı, wireless ve diğer dijital/mobil dolaşımlar için gerekli radyoaktif sinyallerin seviyesini arttırmaktadır. Henüz kesin sonuç tespit edilerek genelleme yapılamasa da, bu tür yapay sinyalizasyonun beynin ihtiyaç duyduğu doğal sinyalizasyona olumsuz bir reaksiyonu olabilir. O sebeple doğada bulunmak, toprağa basmak ve ağaca dokunmak gibi ritüeller geliştiren insanların, kişisel motivasyona ne denli ulaştığına dair hikayeler her geçen gün artıyor. O halde denebilir ki; doğal olan doğayla olandır!
Zihinsel sağlık, Fiziksel gelişim ve sosyal etkileşim dijitalde yapayı geliştirirken, tehlikeyi derinleştiriyor. Oysa Doğada Bir Gün gibi kamplarda, çocuklar oyunlar sayesinde hareket ederek fiziksel gelişimi ve direnci; oyunların geliştirici özelliklerinden beslenerek beyin aktivitesini ve gelişimini; grup etkileşimi ile sosyal beceri kazanımını ve tüm bunlardan yola çıkarak da duygusal ve psikolojik dengelerini geliştirebilmektedirler. Üstelik tüm bunları çocuklara açıklama gereği duymadan, bu bilimsel verileri oyunlaştırmanın getirdiği keyif unsurundan beslenerek sunmak sayesinde, ebeveyn ve eğitici amaçlarına ulaşmak kolaylaşmaktadır.
Tüm dünyada yeni yetişen bireylerin daha yetkin ve becerilerle donatılmış halde var olmalarını sağlamaya yönelik eğitim modelleri geliştirilmektedir. Bu modellerin en başarılı olanları içerisinde, sürekli doğal olanı arayan ve eğitim süreçlerine entegrasyonu sağlanmış olanların ön plana çıktığı gözlenmektedir. O halde biz ebeveyn ve eğiticilerin de, günümüz doğa kavuşması için sunulan kamp aktivitelerini, yetişkin iş hayatının tatil günlerine yerleştirmeyi beklemek yerine, çocuklara şimdiden sunma sorumluluğu bulunmaktadır.
KAYNAKÇA
Çelik, E. & Çelik, O. T. (2022). Çocuklarda Dijital Bağımlılığın Öncülleri ve Ardılları: Bir Metasentez Çalışması. DergiPark.
Kılıç, T. (2021). Yeni Bilim: Bağlantısallık Yeni Kültür: Yaşamdaşlık. Ayrıntı Yayınları.
Kılıç, T. (2024). Nasıl Daha İyi ve Güzel Bir Yaşam Kurarız?: Beyinbilimin Yanıtı. Doğan Kitap.
Mustafaoğlu, R., Zirek, E., Yasacı, Z., & Özdinçler, A. R. (2018). Dijital Teknoloji Kullanımının Çocukların Gelişimi ve Sağlığı Üzerine Olumsuz Etkileri. Addicta: The Turkish Journal on Addictions.
Sır Psikoloji. (2023). Dijital Bağımlılık ve Beyin Üzerindeki Etkileri.